Zamanla unutmak diyorsun ya,
Deme.
Zaman artık kendileştiği bir nesnenin suretinde.
Kalabalık istasyonlara dönmüş içim
Ve hep sorarım :
Zamanı kaç sen geçiyor ?
Yine sende bitiyor tüm cevaplar,
Saatlerim hep donmuş oluyor
Ve sen hep zamana çeyrek kalıyorsun.
28 Temmuz 2016 Perşembe
8 Haziran 2016 Çarşamba
Gözlerim
Gözlerimle başa çıkamıyorum bugünlerde.
Beni hiç dinlemiyorlar.
Bunu bir kez daha yapmışlardı,
Onu unutmuyorum,
Unutmuyorum hiç.
Sizler söz dinlemeyen avare gençlikten de ötede,
Akşamüstü Güneş batarken
Yazlık bir bahçenin ağlak nehirleri...
Sizler bir ömür yitip giderken
Arkasından çaresiz ve hakkıyla dökülen elmas taneleri...
Bunu bir kez daha yapmıştınız
Bunu unutmuyorum hiç.
Sizler alışıksınız durmadan damlalar saçmaya
Fakat beni bulaştırmayınız !
Bunu bir kez daha yapmıştınız.
Kaderimi bana verdiğiniz o günü unutmuyorum hiç.
Başıma bu işi siz açtınız,
Şimdiyse beni de bulaştırmaya kastediyorsunuz.
Sizin en büyük suçunuz :
Beni ağlatmak değil,
Yabancı bir çift kömür göze bakmanızdı.
Bunu unutmuyorum,
Unutmuyorum hiç.
Ve artık böyle bilinsin ki
Beni yakan senin gözlerindi.
Gözlerimden önce gelir.
Beni hiç dinlemiyorlar.
Bunu bir kez daha yapmışlardı,
Onu unutmuyorum,
Unutmuyorum hiç.
Sizler söz dinlemeyen avare gençlikten de ötede,
Akşamüstü Güneş batarken
Yazlık bir bahçenin ağlak nehirleri...
Sizler bir ömür yitip giderken
Arkasından çaresiz ve hakkıyla dökülen elmas taneleri...
Bunu bir kez daha yapmıştınız
Bunu unutmuyorum hiç.
Sizler alışıksınız durmadan damlalar saçmaya
Fakat beni bulaştırmayınız !
Bunu bir kez daha yapmıştınız.
Kaderimi bana verdiğiniz o günü unutmuyorum hiç.
Başıma bu işi siz açtınız,
Şimdiyse beni de bulaştırmaya kastediyorsunuz.
Sizin en büyük suçunuz :
Beni ağlatmak değil,
Yabancı bir çift kömür göze bakmanızdı.
Bunu unutmuyorum,
Unutmuyorum hiç.
Ve artık böyle bilinsin ki
Beni yakan senin gözlerindi.
Gözlerimden önce gelir.
Yalan Sevmeler
Yalan bu gelişlerin biliyorum.
Üstelik hem ağlıyor
Bir o kadar da gülüyorum.
Ama ben yalandan da olsa
Hiç bu kadar mutlu olmamıştım.
Sen öyle bir geliyorsun ki
-Gözlerin...
Diyorum,
Gözlerim doluyor.
Ama ben yalandan da olsa
Hiç bu kadar kömürden göz görmedim ki.
Yalan gülüyorsun bana biliyorum.
En çok da bunu biliyorum,
Üstelik inkar da etmiyorum.
Ama benim içim bir gülüş görünce
Hiç böylesine bir kuş olmamıştı,
Uçuvermemişti,
Atıvermemişti.
Ama bir gün
Duruverdi.
Üstelik hem ağlıyor
Bir o kadar da gülüyorum.
Ama ben yalandan da olsa
Hiç bu kadar mutlu olmamıştım.
Sen öyle bir geliyorsun ki
-Gözlerin...
Diyorum,
Gözlerim doluyor.
Ama ben yalandan da olsa
Hiç bu kadar kömürden göz görmedim ki.
Yalan gülüyorsun bana biliyorum.
En çok da bunu biliyorum,
Üstelik inkar da etmiyorum.
Ama benim içim bir gülüş görünce
Hiç böylesine bir kuş olmamıştı,
Uçuvermemişti,
Atıvermemişti.
Ama bir gün
Duruverdi.
5 Haziran 2016 Pazar
Ben Senin Küçük Annen
Her gün daha çok yaşıyorsun içimde.
Daha çok benim oluyor,
Daha çok benimle bütünleşiyorsun.
Ben seni büyüten küçük annen,
Sen bana çiçeklerden taç getiren.
Anneleri çiçek büyütür,
Hem anneler de çiçek büyütür.
Daha çok benim oluyor,
Daha çok benimle bütünleşiyorsun.
Ben seni büyüten küçük annen,
Sen bana çiçeklerden taç getiren.
Anneleri çiçek büyütür,
Hem anneler de çiçek büyütür.
4 Haziran 2016 Cumartesi
Bir Çiçeği Sulayan
Zaten biz olamazdık da...
Sen kuşları kovalayan,
Sonsuz ovalarda.
Ben bir çiçeği sulayan,
Pencere kenarında.
Yaptığım en büyük eylem;
Sana kalbimi açmaktır.
Ve derler ki :
Ben susuz bir çölde,
Avare dolanıyorken
Sonsuz bir sulağa kavuşmuşum.
Ve yine derler ki
Sen sonsuz bir ovada yürürken
Dengeni kaybedip
Bir çiçeğe düşmüşsün.
Ben o günden beri,
Çiçekleri sularmışım.
Hande Kars
Sen kuşları kovalayan,
Sonsuz ovalarda.
Ben bir çiçeği sulayan,
Pencere kenarında.
Yaptığım en büyük eylem;
Sana kalbimi açmaktır.
Ve derler ki :
Ben susuz bir çölde,
Avare dolanıyorken
Sonsuz bir sulağa kavuşmuşum.
Ve yine derler ki
Sen sonsuz bir ovada yürürken
Dengeni kaybedip
Bir çiçeğe düşmüşsün.
Ben o günden beri,
Çiçekleri sularmışım.
Hande Kars
Senin Korkularını Benim İnceliğimi
Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
Ne kapanan kapılar,
Ne yıldız kayması gecede,
Ne ceplerde tren tarifesi,
Ne de turna katarı gökte.
Ne araya yolların girmesi,
Ne kapanan kapılar,
Ne yıldız kayması gecede,
Ne ceplerde tren tarifesi,
Ne de turna katarı gökte.
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
Birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
Duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
Hüznün arması ayrılık.
O küçük ölüm!
Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.
Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
Ben bulutları gösterirken,
"Bulmacanın beş harfli yemek sorusuna" yanıt aramanla halkalanmış,
"Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı"
Türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
"Bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?"
Diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.
Şimdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
Bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında.
Ne mi yapacağım bundan sonra?
Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
Şiir yazmayacağım bir süre,
Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
Falcı kadınlara inanmayacağım artık.
Trafik polislerine adres sormayacağım,
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye.
Ne yapacağımı sanıyorsun ki?
Tenin tenime bu kadar sinmişken,
Ömrüm azala azala önümden akarken,
Gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
Bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.
Şükrü Erbaş
18 Mayıs 2016 Çarşamba
Şaşırdım Kaldım İşte
Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla
Bazan sessiz sedasız ipekten kanatlarla
Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla
Karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla
Adını yazıyorsun bulduğun fırsatlarla
Yüreğimin başına noktalarla, hatlarla
Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla
Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla.
Ne olur bir gün beni kapında olsun dinle
Öldür bendeki beni sonra dirilt kendinle
Çarpsan karasevdayı en azından yüzbinle
Nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle
Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle
Ama her defasında geri döndüm seninle
Hangi düğüm çözülür, nazla, sitemle, kinle
Ne olur bir gün beni, kapında olsun dinle.
Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n'emsin?
Bazan kızkardeşimsin, bazan öpöz annemsin
Sultanımsın susunca, konuşunca kölemsin
Eksilmeyen çilemsin
Orada ufuk çizgim, burda yanım yöremsin
Beni ruh gibi saran sonsuzluk dairemsin
Çâresizim çâremsin.
Şaşırdım kaldım işte bilmem ki n'emsin?
Yavuz Bülent Bakiler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)