8 Haziran 2016 Çarşamba

Gözlerim

Gözlerimle başa çıkamıyorum bugünlerde.
Beni hiç dinlemiyorlar.
Bunu bir kez daha yapmışlardı,
Onu unutmuyorum,
Unutmuyorum hiç.

Sizler söz dinlemeyen avare gençlikten de ötede,
Akşamüstü Güneş batarken
Yazlık bir bahçenin ağlak nehirleri...
Sizler bir ömür yitip giderken
Arkasından çaresiz ve hakkıyla dökülen elmas taneleri...
Bunu bir kez daha yapmıştınız
Bunu unutmuyorum hiç.

Sizler alışıksınız durmadan damlalar saçmaya
Fakat beni bulaştırmayınız !
Bunu bir kez daha yapmıştınız.
Kaderimi bana verdiğiniz o günü unutmuyorum hiç.
Başıma bu işi siz açtınız,
Şimdiyse beni de bulaştırmaya kastediyorsunuz.

Sizin en büyük suçunuz :
Beni ağlatmak değil,
Yabancı bir çift kömür göze bakmanızdı.
Bunu unutmuyorum,
Unutmuyorum hiç.

Ve artık böyle bilinsin ki
Beni yakan senin gözlerindi.
Gözlerimden önce gelir.

Yalan Sevmeler

Yalan bu gelişlerin biliyorum.
Üstelik hem ağlıyor
Bir o kadar da gülüyorum.
Ama ben yalandan da olsa
Hiç bu kadar mutlu olmamıştım.

Sen öyle bir geliyorsun ki
-Gözlerin...
Diyorum,
Gözlerim doluyor.
Ama ben yalandan da olsa
Hiç bu kadar kömürden göz görmedim ki.

Yalan gülüyorsun bana biliyorum.
En çok da bunu biliyorum,
Üstelik inkar da etmiyorum.
Ama benim içim bir gülüş görünce
Hiç böylesine bir kuş olmamıştı,
Uçuvermemişti,
Atıvermemişti.
Ama bir gün
Duruverdi.

5 Haziran 2016 Pazar

Ben Senin Küçük Annen

Her gün daha çok yaşıyorsun içimde.
Daha çok benim oluyor,
Daha çok benimle bütünleşiyorsun.
Ben seni büyüten küçük annen,
Sen bana çiçeklerden taç getiren.
Anneleri çiçek büyütür,
Hem anneler de çiçek büyütür.

4 Haziran 2016 Cumartesi

Bir Çiçeği Sulayan

Zaten biz olamazdık da...

Sen kuşları kovalayan,
Sonsuz ovalarda.
Ben bir çiçeği sulayan,
Pencere kenarında.

Yaptığım en büyük eylem;
Sana kalbimi açmaktır.

Ve derler ki :
Ben susuz bir çölde,
Avare dolanıyorken
Sonsuz bir sulağa kavuşmuşum.
Ve yine derler ki
Sen sonsuz bir ovada yürürken
Dengeni kaybedip
Bir çiçeğe düşmüşsün.
Ben o günden beri,

Çiçekleri sularmışım.

                              
                            Hande Kars

Senin Korkularını Benim İnceliğimi

Ayrılık ne biliyor musun? 
Ne araya yolların girmesi, 
Ne kapanan kapılar, 
Ne yıldız kayması gecede, 
Ne ceplerde tren tarifesi, 
Ne de turna katarı gökte. 

 İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık! 

İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, 
Birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. 
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken, 
Duvarlara dalıp dalıp gitmesi. 
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık. 
Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin. 
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun. 
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya. 
İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı, 
Hüznün arması ayrılık. 

O küçük ölüm! 

Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan. 

Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı. 
Ben bulutları gösterirken, 
"Bulmacanın beş harfli yemek sorusuna" yanıt aramanla halkalanmış, 
"Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı" 
Türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş, 
Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip, 
"Bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?" 
Diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan. 

Şimdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını, 
Bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu. 
Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını. 
Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında.

Ne mi yapacağım bundan sonra? 

Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce. 
Şiir yazmayacağım bir süre, 
Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye. 
Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim. 
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim. 
Falcı kadınlara inanmayacağım artık. 
Trafik polislerine adres sormayacağım, 
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye.

Ne yapacağımı sanıyorsun ki? 

Tenin tenime bu kadar sinmişken, 
Ömrüm azala azala önümden akarken, 
Gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken.. 
Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime, 
Bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.


                                      Şükrü Erbaş